
Her şeylerini verdiklerinde,
kimileri sendeler ve düşer.
Pink Floyd – The Wall…
Başyapıt sözcüğünün en çok yakıştığı filmlerden bir tanesi. Bu yazıyı hazırlama sebebim Wall hakkında derli toplu bir bilgiyi bulamamış olmam ve eksik / genel geçer film hakkındaki bilgileri ve detayları kendimce toparlamak istemem.
The Wall bir müzikal. 1979 yılında yayımlanan Pink Floyd'un The Wall albümü üzerine 1982 yılında yapılmış bir müzikal. Film boyunca Pink Floyd'un The Wall albümündeki parçaları harika bir biçimde işleyen ve yer yer animasyonlarla bütünleşmiş, müthiş kurgusu olan eşsiz bir 95 dakika geçiriyorsunuz.
The Wall isimi sadece albümden gelir dersek sanırım yanlış olur, hatta daha doğrusu peki albüme neden The Wall isimi geliyor diye düşünmek gerekir. Roger Waters, Rolling Stones'da kendisi ile yapılan bir röportajda albüm ve filmin genel çerçevesi olan The Wall isimini Jean-Paul Sartre'ın aynı isimli hikaye kitabından esinlendiğini belirtmiş. Zaten Sartre'nin varoluşçu bir filozof olduğunu dikkate alarak filmi izlediğinizde gördüğünüz onca mükemmel detayı oluşturan kişilerin Sartre'den etkilenmiş oldukları açıkca ortada. İsim kısımı için şimdilik bu kadar yeterli anlatmaya çalıştıkça neden The Wall denildiğini zaten anlayacağız.
Bu dönemin Pink Floyd'unu veya grup elemanlarını da konuya katıp saçma sapan bir şekilde konu dışına çıkmayacağım. Pink Floyd'u anlatmak farklı bir konu ama The Wall'da vermek istedikleri düşünce kendilerini aşan, daha da doğrusu kendileri diyerek Pink Floyd'u tuğlalaştırmamak lazım bu yüzden genel olarak filmin vermek istediği düşünceyi anlatmaya çalışacağım.
Film Pink isimindeki bir çocuğun hayatı üzerinden anlatılıyor. Pink babasını İkinci Dünya Savaşında kaybetmiş bir müzisyen. Film yer yer İkinci Dünya Savaşındaki İngiltere'nin tutumunu ve bence faşist düşünceleri de ciddi biçimde irdeliyor. Ama bu yalnızca belirli bir kısım. Konu olan şey hayatımıza ve hayatımız boyu ördüğümüz Duvar (The Wall). Nasıl duvarlar ördüğümüzü ve bu duvarlarımızı derinlemesine inceliyor. Toplumsal, bireysel, mantıklı ve duygusal açıdan bir insanın nelerle büyüdüğünü, nasıl savaştığını, geldiği noktayı ve sistemin getirdiği noktaları incelikle işliyor.
Film çocuk olan Pink ile bir yetişkin olan Pink arasında gidip geliyor; geçmişte yaşadıklarımızın bugün yaşadığımız hayatta ördüğü tuğlaları anlatan bir seyir halinde… Film tam bir
Müzikal Thin Ice ve Another Brick In The Wall Part 1 ile başlıyor. Pink'in çocukluğunu görüyoruz ve aynı zamanda filme giriş yapılıyor. Yetişkin Pink genel olarak yaşamdan bahsediyor, sahip olduklarımızdan.
Eğer modern yaşamın ince buzu üzerinde
paten yapmak zorundaysan,
milyonlarca gözyaşı lekesinin
sessiz sitemi peşinde sürükleyerek;
ayaklarının altında gördüğün buzun
çatladığını görünce şaşırma.
Zihninden ve derinlerinden sızıp gidersin
arkandan akan korkuyla
buzu tırmalarken.///
If you should go skating
On the thin ice of modern life
Dragging behind you the silent reproach
Of a million tear-stained eyes
Don't be surprised when a crack in the ice
Appears under your feet.
You slip out of your depth and out of your mind
With your fear flowing out behind you
As you claw the thin ice.
Ve İkinci Dünya Savaşında babasını kaybetmesini ve bunun üzerinde bıraktığı derin izleri izliyoruz. Bu kısımda savaşlardan ciddi bir dem vuruluyor. Savaşta kaybedilen insanların geride kalan ailelerinin durumu göz önüne serilmeye çalışılıyor. Babasının anlamsız yere ölmesinin arından babasız kalan bir çocuğun ruh hali anlatılıyor kısaca. Duvara ilk tuğla da işte burada koyuluyor.
Daddy's flown across the ocean
Leaving just a memory
Snapshot in the family album
Daddy what else did you leave for me?
Daddy, what'd'ja leave behind for me?
All in all it was just a brick in the wall.///
Baba okyanusun ötesine uçtu,
sadece aile albümünden
bir fotoğraf bıraktı geride.
Baba, başka ne bıraktın benim için?
Tüm bunlar sadece duvardaki bir tuğla.
The Happiest Days of Our Lives ve Another Brick in the Wall Part 2 geliyor. Bu kısım ise Duvardaki ikinci aşama olan okul kısımı geliyor. Düşüncelerini öğrencilere direten öğretmenlerden ve çocukların bireyselliklerinin yok edilmeye, sistemin bir parçası olmasına çalışıldığı anlatılıyor. Bunlar da duvardaki diğer büyük tuğlalar. Efsane şarkı Another Brick In The Wall II bu kısımda görülüyor.
We don't need no education
We dont need no thought control///
Eğitilmeye ihtiyacımız yok,
Düşüncelerimizin kontrol edilmesine ihtiyacımız yok.
Mother kısımı gelir ardından. Anne kısımı müzikalin genelinde aralıklarla karşımıza çıkar. İnsanların kendisini asla incitmemesi için sürekli ve büyük bir korumacı güdü ile Pink'i koruyan Anne'den bahsedilir. Ama zaman zaman bu korumacı güdünün kabaca tarif etmek gerekirse kişiyi yaşamda etkisiz ve yalnızca kurallara bağlı yaşamasını yani bir Duvar'da bir tuğla, sistem de bir çark olmasını istediği gibi iyi maksatlı ve doğru bir yönlendirme olmadığına dair ince mesajlar vardır. Mother ile kastedilen esasında genel olarak aile olgusunun çocuklardan iyi beklentilerinin insanların kişiliklerini duvarların ardında kalan, duvarlarla yaşayan daha net tabirle sorgusuzca sistemin bir parçası olunmasını bekledikleri anlatılır.
Mother's gonna keep you right here under her wing.
She wont let you fly, but she might let you sing.///
Anne seni tam burada, kanatlarının altında saklayacak.
Uçmana izin vermeyecek ama şarkılar söylemene müsade edebilir.
Yetişkin olan Pink ise bu dönemde toplumun ve ailenin istekleri üzerine evlenir. İyi olan budur Anne'ye göre ve bu olmak zorunda olduğu için olur. Ayrıca yetişkin Pink'in sorgulamaları devam etmektedir. Empty Spaces ve What Shall We Do Now şarkıları da bu bölümde gelir.
What shall we use to fill the empty spaces
…
Keep people as pets?
Train dogs?
…
But never relax at all
With our backs to the wall.///
Boşlukları doldurmak için ne yapmalıyız
…
İnsanları hayvanlar gibi alıkoyalım?
Köpekleri eğitime gönderelim?
…
Ama asla tamamen rahatlanmaz
sırtımız duvarda iken.
Young Lust, One Of My Turns, Don't Leave Me Now, Another Brick in the Wall Part 3
Bu kısımda Pink bir rock yıldızıdır. Groupie'lerle dolu, alkol ve uyuşturucu içerisindeki ihtişamlı bir hayata sahiptir ama bu hayata ayak uyduramaz. Bu arada gelişen bir aldatma vardır. Basit bir aldatma vardır ortada, aslında sevmeden ve yalnızca evlenmesi için evlenmiştir Pink fakat buna rağmen bu kadına ihtiyaç duyar. Aslında ihtiyaç duyduğu belki de yalnızca zor zamanlarda yanında bir insan bulunmasıdır. Ama kesin olan şey ihtiyaç duyduğu şeyin yalnızca sevişmek için bir kadın olmadığıdır. Bu kısım bence ilginçtir çünkü özgürlük adına bir araya gelen insanları görürsünüz (eşinin Amerika'ya gitmesi ile) ama sevişmekten başka bir şey yapmadıkları mesajı vardır bana kalırsa, ama belki de anlatılmak istenen sadece ilgi göstermediği için aldatan (ilginin bir ihtiyaç olup olmadığına bir gönderme de düşünülebilir) bir kadın. Ve kadın Pink'i tek etmiştir.
I don't need no arms around me
And I dont need no drugs to calm me.
I have seen the writing on the wall.
Don't think I need anything at all.
No! Don't think I'll need anything at all.
All in all it was all just bricks in the wall.
All in all you were all just bricks in the wall.///
Beni saran kollara ihtiyacım yok
ve beni sakinleştirmek için uyuşturucuya.
Duvardaki yazıyı gördüm.
Herhangi bir şeye ihtiyacım olduğunu düşünme.
Hayır! Hiçbir şeye ihtiyacım olduğunu düşünme.
Tüm bunların hepsi sadece Duvardaki tuğlalar.
Tüm olduğun şey sadece Duvardaki tuğlalar.
Pink'in hayattan aldığı son darbe. İşlerin çığrından çıkması ve Duvara eklenen son tuğlalar bu sahnededir.
Goodbye cruel world,
I'm leaving you today.
Goodbye,
Goodbye,
Goodbye.Goodbye, all you people,
There's nothing you can say
To make me change my mind.
Goodbye.///
Hoşçakal acımasız dünya,
Seni bugün terk ediyorum.
Hoşçakal,
Hoşçakal,
Hoşçakal.Hoşçakalın tüm insanlar,
Söyleyebileceğiniz hiçbir şey yok
fikrimi değiştirebilmek için.
Hoşçakal.
Hey You, Is There Anybody Out There? ve Nobody Home kısımları ile çocukluğu ve yaşantısı arasında hızlı bir gel git yaşar Pink. Bu arada bu güne dek geçen şeyleri kısaca irdelemiş olur. Dünyadan tamamen kopmuştur artık.
Çocuk Pink ise babasını kaybettiği anıları yeniden anımsamaktadır. Filmin bu kısımında açık bir savaş karşıtı söylem vardır. Vera ve Bring the Boys Back Home şarkıları eşlik eder.
***
Ve,
Comfortably Numb.
The Wall'ın en sevdiğim kısımıdır. Pink artık kaldıramamıştır, öfkelenmiştir, isyan etmiştir ve durmuştur. Sadece durmakta ve sesleri dinlemektedir. Onun için iyi olanı yapmaktadır insanlar ama o bunu istediği için değil artık tepki veremediği için yalnızca izlemektedir. Keyifli bir Uyuşukluk durumudur bu. Pink yalnızca durmaktadır.
The child is grown,
The dream is gone.
I have become comfortably numb.///
Çocuk büyüdü,
Rüya bitti.
Rahat bir hissiz oldum.
The Show Must Go On, In The Flesh, Run Like Hell, Waiting For The Worms, Stop…
Bu kısımlarda Pink önce istenildiği gibi ayak uydurmaktadır yaşama, hatta bu yaşamın iyi bir parçası da olabilecek bir konumdadır. Bir faşist olabilir, kendisi gibi düşünmeyen her insanı ezebilecek bir konuma sahiptir.
Solucanlar beynini kemirmeye başlar…
Geniş bir yargılama yapar kendisi için. Yaşam için.
…
Duvar ardında sakladığımız, kişiliğimizdir. Yaşama, insanlara, sistemin kabullenmediğimiz her düşüncesine karşı bir tuğla ekleyerek kendimizi dünyadan saklıyoruz. Duvarların ardında yalnız kalıyoruz. Duvarların ardında duvarlarımızın dışındakilerin sözleri ile yaşamak zorunda kalıyoruz ve aslında en çok buna tahammül edemiyoruz. Duvarın ardından gelen onlarca solucan zihnimizi kemirirken dayanamıyoruz. Duvarlar olmadan yaşayamıyoruz çünkü duvarların ardındakileri kabul etmiyoruz. Duvarları olmayan bir dünya hayal ediliyor The Wall'da.
Pink'i duvarlarını yıkması ile cezalandırıyorlar.
Duvarlarımız olmadan ya yok olacağız ya da duvarın dışındaki dünyadan biri.
Her şeylerini verdiklerinde,
kimileri sendeler ve düşer.
Ne de olsa kolay değil…
Henüz sendeleyip düşmediyseniz ya henüz her şeyinizi vermemişsinizdir ya da başarmışsınızdır, yani artık duvarlarınız yok.
Hepimiz duvarları olmayan bir dünya hayal etmiyoruz.
Pink Floyd’un Wall adlı albümünü her zaman severek dinlemişimdir fakat böyle bir film olduğunu bilmiyordum. Bu yazıyı okuyunca çok ilgimi çekti. En kısa zamanda izleyeceğim.
Mutlaka izlemelisin Okan, izledikten sonra albümün eskisinden çok daha farklı bir anlam ifade edebileceğine emin olabilirsin =)
Nihayetinde az önce izledim filmi. Koca albüme klip çekmişler gibi görünüyor, çok güzel olmuş. Kurgu çok güzel, şarkıların üstüne çok güzel oturmuş. Özellikle de Pink’in faşist olduğu sahneler süperdi.
O kadar Pink Floyd dinlerim, nasıl bu filmi hiç duymamışım anlamadım.