Rüzgar uyumuş ay dalıyor her taraf ıssız
Ölgün bakıyor varsa uzak bir iki yıldız
Bak çıt bile yok korkma benim bahçede yalnız
Ey gözlerinin rengi kadar rengi kadar kalbi güzel kız
Meftunun olan gözlerim endamını görsün
Kumral saçının üstüne busem de taç örsün
Aşkın ezeli saltanatından bu yüksek
Ey gözlerinin rengi kadar rengi kadar kalbi güzel kız
Güktekâr: Cenap Muhittin KOZANOĞLU
Bestekâr: Refik FERSAN
Eurovision dediğimiz hadiseyi televizyonlarda yayımlandığı gün eğer uyumaktan daha önemli bir işim yoksa ve uykum yoksa izlemeye değer bulurum sadece çünkü kiminle, ne için, neden verilir bu uğraş anlam veremiyorum. Tümüyle aptalca bir organizasyon diyemem kesinlikle ama tarihin hiçbir döneminde de doğru bir organizasyon olarak gerçekleştiğini görmedim. Neyse Eurovision muhabbeti başka bir şey ama bu kadar işimin gücümün içinde oturup bu durum için yazmak istememin ciddi bir sebebi var.
Sabahın bir saatinde sessiz sakin bilgisayarımın başında Ubuntu-Tr'de forum nöbetinde iken Barış geldi ve Manga'nın Eurovision şovunu izledin mi dedi, yarı finale kalmışız. İzleyelim dedik, genelde böyle keyif verici ya da sinir bozucu şeyleri birlikte izleyip yorumlamak gibi güzel bir alışkanlığımız var.
Az önce keşfettiğim güzel bir WordPress bileşenini paylaşmak istedim. WordPress'de son yazdığınız makaleleri/yazıları sitenizin anasayfasında liste biçiminde gösterebileceğiniz bir bileşen bu. Bu işlem için standart olarak gelen bir bileşen zaten mevcut fakat standart WordPress bileşeni son derece kullanışsız ve işe yaramaz durumda. Bu bileşenin çok daha gelişmişi olan bu bileşenin bazı özelliklerini maddeleyerek anlatayım;
(Örneğini sağdaki kolonda görebilirsiniz)
En başta hatırlamak gerekir ki Google Chrome değil Google Chromium yüklüyoruz. Chrome'u zaten Google'ın sitesinden indirebilirsiniz ama Chromium'u bu şekilde indirmek mümkün değil, kendiniz derlemelisiniz. Bunun farklı yöntemleri olabilir mesela .deb paketi kullanarak Ubuntu Depolarından kurmak gibi yani şöyle;
http://www.ubuntugeek.com/how-to-install-chromium-google-chrome-in-ubuntu-using-deb-package.html
Ama gezerken şöyle bir şey buldum bende;
http://repo.thepromisedlan.org/
bu depoyu ekleyerek Debian sisteme (Crunchbang Statler Alpha 1 kullanıyorum ben, o da Debian sülalesinden) .deb olarak, uçbirimden rahatlıkla kurabilirsiniz. Uğraş gerektirmeden. İşlem zaten basit ama bilmeyenler için yazayım yine de;
***
Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el âlem!
***

Her şey cesarettir.
Yapamadığını, yine de yapmaya çalışmak.
Kokusu bile yeterdi.
Keşfedilmeyi bekleyen bir kıtada,
henüz keşfedilmemiş bir mevsimin kokusu.
Ama kilometrelerce uzaktan alabildiğim bir koku.O, muhteşem boynunu bana doğru çevirip, manzarayı izliyordu.
Ve ben dudaklarımı özgürlüğümün bir nişanesi olarak oraya bir bayrak gibi nasıl dikeceğimi hayal ediyordum,
bu şeklide yanında oturup, bedeninin sıcaklığını hissederken, aniden, ansızın, mükemmel bir biçimde.
Filmi özetleyecek bir alıntı olmasa da filmdeki en güzel sahnelerden biriydi bence. 2007 yapımı bir film, ülkemizde 2008'de vizyona girmiş. Türü Dram. İzlerseniz biraz içinizin sıkılacağını garanti ederim ama biraz da sıkılması gerektiğini de aynı şekilde.
Konusu, çoğunluk olduğumuz için kendimizi normal saydığımız bizlerden farklı bir insanın hikayesi. Daha zeki, daha dikkatli ve belki de daha duygusal bir genç olan BenX, ArchLord isimli bir bilgisayar (RPG) oyunu oynamakta ve bu oyunda oluşturduğu karakteri ile dünyayı örtüştürmektedir. Film böyle başlar ve bu gerçek hayat ile örtüşen/örtüşemeyen deneyimler ile devam eder. detay vermek istemiyorum film hakkında çünkü izleyip kendinizin görmesi gerekiyor bence.
Az önce ikici ya da üçüncü defa yeniden izledim, ilerleyen tarihler de ise yine "yahu bir BenX olsa da izlesek" diyeceğime eminim. Şiddetle tavsiye ediyorum. Arşivimin değerli parçalarındandır kendisi.
2005 yılında yapılmış bir Hint filmi. Filmin türü dram. Görmeyen ve aynı zamanda da duymayan bir insanın hayatını konu alıyor. Filmin isimi de buradan geliyor.
Dram filmlerini hiç sevmedim ve izlememek içinde her zaman elimden geleni yaptım, çünkü dram filmlerinin büyük çoğunluğu ya gerçek dışı mantıksız bir aşkı konu alırlar ya da insanların canını sıkabilecek herhangi bir sıradışı konu ile insanı boğmak, sebepsiz yere bunaltarak bunu anlamlı ya da sanatsalmış gibi göstermek için aşağı yukarı 2 saat boyunca debelenirler. İnsan şu filmi izleyim de bir üzüleyim diyebilir mi? Ama deniliyor işte bu yüzden dram filmleri var. Black bu noktadan bakınca bir dram filmi değildir bence.
Filmlerin bir duruşu olmalı ve bir farkındalık yaratmalı ya da sadece keyifli bir ortalama 2 saat geçirtebilmeli bize. Ama bir filmin iz bırakabilmesi için önemli olan bunlar değil, bir filmin içerisinde başka bir fikir olmalı, başka bir bakış, hiç bilmediğimiz yerleri görmekle alınan hazdan daha farklı olmalı bu. Hiç bilmediğimiz bir şeyi anlatmalı. Hiç bilmediğimiz bir şeyi anlamalıyız. Böyle filmler iz bırakır bence ve böyle de bir iz bırakmıştır bende.
Unutmayacağım ve mutlaka yeniden izleyeceğim bir film. Kendinizi bunaltmak ya da daraltmak için değil, bir kaç saatliğine başka bir insan gibi düşünebilmek için en azından izlemenizi ve bir kaç saatliğine seyrinde giden yaşamınıza ara vermenizi kesinlikle tavsiye ederim.

İzlediğim filmler üzerine de yazacağım artık. Eleştirmenlik yapmak değil maksadım ama iyi-kötü deneyimlerimizi duymak isteyenlerle paylaşmak için açmıyor muyuz blog’larımızı?
Juno, esasında hakkında yazmak isteyeceğim ilk on filmi düşünecek olsam muhtemelen en son olarak bile aklıma gelmeyecek bir film. İnsanda güzel bir etki bıraktığı doğru ama hatırlanacak bir yanı yok hani yahu bir Juno olsa da izlesek dedirtemez bana. Juno’yu İkinci Defa İzlenemeyecek Filmler olarak fişledikten sonra gelelim filmimize.
Okumaya Devam Et →

